friendfeed
    Uyarı : Polimorfik bir terör estirebilir beyninizde.

28 Mayıs 2011

Şu özgürlük mevzusu ...

  Sosyal medyanın kıyısından köşesinden bir şekilde bu mevzuya bulaşıp ta refleks göstermeyen insanı yoktur. Hele hele mevzu genel anlamı ile "özgürlük" gibi bir kavram olunca, "ama" ile başlayan cümlelere gebe gerekçeli mazeretler silsilesi sarar sağınızı solunuzu. Bokunda boncuk arayan mizaçlar misali bu işin sac ayaklarından birinin fukara olduğuna dair dem vurur dururdum. Yine aynı klişe mevzuyu yine aynı rutin sözler üzerinden idrak edemeyenlere ifade etmek gibi bir misyon biçtim bugün kendime.




  Efenim sebeb-i maruzatımız malumunuz BTK'nın getirdiği internet filitreleri ve sağımızı solumuzu saran yüce devletlümüzün bize dayattığı neyi/nasıl yaşamamıza dair verdiği kurallar/kanunlar silsilesi... Kanımca bireyin seçme şansının en temel özgürlüklerden yana olduğuna hem fikiriz, lakin bu hakkaniyet şöyle bir imdat çekici misali iktidar yanlılarının ağzında sakız olmuş durumda : "sansür bir otorite sorunu". Bu imdat çekici ile ıskalanan o otorite konsepti, aslında muhattabiyetini omit etmediği gibi yeni doğan bir çocuğun anne karnında verdiği sancı gibi sıkıntılı ve kronikleşmiş bir faz almasını da gerektirmiyor. BTK ve TİB dediğimiz kurumlar da tam böyle bir yerde duruyor aslında. Sabıka listesi IT sektörünü takip eden insanlar yada askariyetinde farkındalığa sahip olan tüketici kitlesi için epeyce bir kabarık... Hatırlamayanlar için hatırlatalım, BTK dediğimiz kurum bugün "sınırsız" olduğunu zannettiğimiz ve aslında "sınırlı" olan o internetimizin mimarlığını yapan kurumdan başkası değil. Yani anayasal anlamda kazanılmış bir hak olan imza atıp sözleşme yaptığımız ISP (Internet Service Provider) lara sözleşme methinde olmayan 50GB yada 20 GB lık kotaları keyfi bir şekilde koyan bir kurumdan bahsediyoruz. Ki bu aynı zamanda serbest piyasa koşullarına ve anayasal anlamda geriye dönük "kazanılmış hak" kavramına da ters bir durum. Lakin benim karın ağrım, genel anlamda sansür karşıtı gruplardaki algı ile ilişkili bir durum. Kendi sitesi kapatılana kadar çıtını çıkarmayan, kıyısından köşesinden sadece destek atan internet şirketleri ve digital ajanslar şimdi reflektif anlamda çıkış yapmaya başlıyor. Bu aynı zamanda belkide Türkiye Cumhuriyeti tarihinde burjuvazinin sosyal anlamda misyonunu gerçekleştirmek için eyleme geçtiği ilk tarih sahnesi olması noktasında da önemli bence. Umut verici olsa da aynı duyarlılığı basın ve iafede özgürlüğü vb. durumlarda görememiz bu bahsettiğim fukara olan sac ayaklarından...

  Aslında tuhaf bir coğrafyada yaşıyoruz. Hukuk, bir grup eşkiyanın elinin altında baskı ve tehtit aracı olmuş durumda. Eski Terörle Mücadele Şubesi Daire başkanlığı yapmış insandan terörist, Tayad'lı ailelerde dayanışma içinde olan, Metin Göktepe olayında polisin karşısında duran gazeteciden kontra gerilla yada bilinen tabiri ile ergenekon üyesi çıkarıldığı zamanların tam da ortasındayız. Belki de tam bu noktada artık bu eksik olan sac ayağın üzerinde yükselmeli bu hareket.

Son söz; suratı çarpık insanların sürekli aynalara kızdığı, internetin terör örgütlerinin, pornocuların, kadın ticareti yapanların, insan kaçakçılarının cirit attığı bir mecra algısına sahip olanlara ve "bir kaç yüz kişi" yürüdü diye haber yapan ana akım medya için gelsin...



2 yorum:

Büyük İskender dedi ki...

Bize müstehaktır, oy verdikten sonra yıllarca hiç bişe yapmadan bir sonraki seçime kadar beklersek.... kurumların yaptıkları haksızlıklara boyun eğersek bunların olması normal... Bana dokunmayan yılan misali her kez yumurtanın dayanmasını bekledi yıllarca... olanları normal görüyorum....

Çağlar Dursun dedi ki...

Katılıyorum. Sivil toplum bilinci bizde yüksek mertebede fukara. Bunun yanında toplumsal balık hafızalığımız, 12 Eylül travması ve duyarsızlığımız da eklenince üzerine yeme de yanında yat modeli über bir demokrasi ile karşı karşıya kalıyoruz.

Sonuç : Mizah dergileri müstehçen kabul edilebilen, sarışınsız ve haydarsız bir internetle özgürlüğümüzü doya doya yaşıyoruz.