friendfeed
    Uyarı : Polimorfik bir terör estirebilir beyninizde.

25 Mart 2010

Bir "Fast" Konseptli Aşk Hikayesi ...


Sinir, sıkıntı ve stres ceremesini çektiğim bu zaman diliminde uzun zamandır dillendirdiğim iki kelamlık tek porsiyonluk bir hızlı yaşama kültürünü teşhir edesim geldi fena halde (Cümle girişi acil ihtiyaç molaların da ki tuvalet kuyruklarına girişteki gibi bodoslama oldu ama idare edin.Gerçekten delirmemek elde değil bazı zamanlarda) ... Ve tamda şu an o "bazı zamanlar" dan daha iyi bir tarif bulamıyorum ...



Mutsuzluğun gerekçeli mazeretleri arasında sürekli bir yerlerinden yana dem vurduğumuz anlara gebe bir yaşam popilasyonunda yaşamanın ağır bedeli çöktü herhalde üstüme... İstatistiksel olarak biz insanlık cemaatinin %70 i kendimizi mutsuz eden şartlar altında yaşıyoruz (ve bu %70 lik dilimin içerisindeki yerleşkemizde aslında pekte normal olmayan hallerdeyiz.Yada belkide sadece farkındalık bakımından astigmatlığımız tuttu, gerçeklerin simetrisini tutturamıyoruz bir türlü).Ömer Hayyam'ın en ambiyane tabiriyle "yoksul gavur çirkin orospu" hallerinden nasibini almış Gargamel gibi her şeye söylenmekten hatta ve hatta kendimizden bile bıkkınlık geliyor zaman zaman.Yaşantımız ayak üstü yediğimiz yemekler kadar anlık ve sindirimden uzak.Yüzeysel bir hayatı yine yüzeysel "an" larıyla üstün körü geçiştirip tüketiyoruz.Elimizdeki cep telefonlarının son kullanma tarihi kadar ömür biçilmiş yaşadığımız aşklarımızı yine vitrinlerde gördüğümüz yeni modelli umutlara yeğliyoruz.Her zaman her şey için bir gerekçeli mazeretimiz var.İlgi görüyoruz sıkılıyoruz, ilgiden noksan "bir şey" yaşıyoruz yine sıkılıyoruz, aldatıyoruz, aldanıyoruz, evleniyoruz ancak hiç bir şekilde mutlu bitmeyen sonlara gebe bir yaşama mahkum kılıyoruz kendimizi.Okuduğumuz kitaplar, seyahat ettiğimiz mekanlar ve yerler, hepsi ama hepsi tuhaf bir koşuşturmanın arasına sıkışmış küçücük bir birimlik nefes alımlarımız bizim.Ne yazık ki o küçücük nefesler bile yetmez olmuş zamanla bu birikmiş buhranlara.Modern toplumun insan profili yüzümüzdeki tuhaf hassiktirmişliğe biraz daha katma değer katmaktan geri kalmazken, yitik umutlarımızı kaybettiğimiz yalnızlık çıkmazında buluyoruz.Adı konulmamış küresel bir kabusun adı bu yalnızlık. Milliyetleri farklı, coğrafyaları farklı, zamanları farklı metropollerde yaşanan ortak bir karabasanın ayak sesleri uzaktan gelen... Ve bir orta oyunundaki figüranlarız bu yalnızlıkta çaresizce yalnızlığımızı paylaşmaya çalışan.

1 yorum:

Lost Abyss dedi ki...

Yazı için çok şey söyleyebilirim.. Evet anlatım şeklini beğeniyorum ama içinde bulunan karamsarlık bana yeni bir blog yazısı ışığı tutuyor..

Bu yazıya bloğumda cevap vereceğim.. Umarım bu akşam yayınlama fırsatım olur..

: )